Bugün dünya, kitlelerin bataklığa sürüklenmesine seyirci kalıyor. Tarih kaynaksız, iktisad sonsuz insan ihtiyaçlarıyla ilgilenirken, sınırsız teknoloji mahremiyeti bitiriyor. Çağ ilhamını fıtratından almamaktadır. Toplumlardaki iniş çıkışlar temel değerler gölgesinde yaşanmadığı için insanlar bireyselleşmektedir. Bireyselleşen insan, ihtiyaçlarını yeniden tanımlama içersinde ve ardından kavramlar genel geçerliliğini yitirdi. Bugün en basit kavramlar bile bireylerde aynı bilinçaltını oluşturmuyor. Kendi dünyalarını oluşturan toplumlar, ihtiyaçları peşinde her yolu mubah gören kutsal(!) değerlere sahip. Değer sağlığını yitirmiş kitleler yaşamsal ihtiyaçlarını belirlemede sıkıntı çekmektedir. Amerika‘da obezite hastalığına ayrılan payla Afrika’da ki insanların yaşamsal ihtiyaçları karşılanıyor. ALLAH (c.c.) tüm insanlığa nimetlerini sunmuştur. Küresel ihtiyaç sahibi insan(!) kendi rızkından fazlasına sahip olmak istedi. Hem kendisine hem de insanlığa zulmetti. Kanlı sınırlara sahip İslam coğrafyası küresel ihtiyaç zulmündedir. Batı ürünlerine alternatif üretememiş devletler bu ürünleri sınırları içersine aldığında halkların iktidarını kaybeder, çünkü bundan sonra ihtiyaçları batı belirleyecektir. Reklamlarında insanların nasıl yaşaması gerektiğini öğretecek ve kitleleri bu ihtiyaçların peşinde amansız koşturacaktır. Bu süreci humanizm akımıyla süslü göstermeye çalışan batı : ‘İnsan her şeyin ölçüsüdür.’ Sloganıyla insanı ilahlaştırma seviyesine getirerek, kendisinin kilise karşıtlığı akımlarını diğer toplumlarda din karşıtlığına çevirmekte kolay hareket edecektir. Müslüman toplumlar çağı çok iyi okumalı ihtiyaçlarını yeniden belirlemeli. Bu konudan Rasim Özdenören Yaşadığımız günler kitabında şöyle bahsediyor. ‘Gerçekten dünyada yaşayan bütün Müslümanların kendilerine özgü hayatı yaşaması demek, aynı zamanda kapitalist ülkelerin ürettiği sayısız eşyaya sırt çevirmesi demek olacaktır. Böylece, Müslümanlar İslam dışı dünyanın pazarı olma haline, sırf kendilerine ait yaşama tarzını sürdürmeleriyle karşı çıkmış, hatta silahsız bir savaşa girmiş olacaklardır. Bu pasif direnişe, hiçbir silahla müdahale etmenin imkanı bulunmayacaktır. Nitekim Tanzimat‘la başlayan, İslam ülkelerinin batılılaştırılması hareketinin kaynağı bu gerçekten doğmuştur. Müslüman insana batı tarzı hayat anlayışı gerek iyilikle, gerek zorla kabul ettirilmek suretiyle sağlanmıştır. Şimdi Müslümanlar, bunun tersi bir yolu izlemek suretiyle, yani batı standartlarına göre tüketici olmayı reddetmekle, yeni bir sürecin içine girebilirler.’ Bu süreç dünyanın refahına doğru gitmesidir. Müslümanların gerilemesiyle dünya çok şey kaybetti. Yeni nesiller bu süreci hızlandırmalı..Toplumlar kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe, Allah ta onlar üzerinde ki nimetini değiştirmeyecektir, bu ayetle sabittir. Batıda şu anki süreci gören insanlardan Nietzsch tanrı öldü der. Burada ki kastı tanrıya inanmıyorum değildir. Onu öldüren insana işaret eder. Modern çağın tanrı öldü hissi batı toplumunda ki insanların hayatlarının hiçbir anında bu duyguyu hissetmemesinde yatar. Samir Amin Emperyalizm ve kültürelcilik birbirini tamamlıyor adlı makalesinde. ‘Eğer biz tarihin sonunun insanlığın tarihinin sonu ve gezegenin yok oluşu olmasını istemiyorsak, kapitalizm aşılmalıdır. Tarihi potansiyelini tüketmeden önce yayılması, binlerce yılı alan geçmiş sistemlere karşı olarak kapitalizm, ancak tarihte özel bir parantez olarak görülebilir.’ Müslümanca yaşamak tüm çözümleri barındırmaktadır. Küresel dünya ihtiyaçlarını belirlerken Müslüman toplum üzerine hesap yapmamalı. Tabi ki bu durum bizim içinde bulunduğumuz konumla cevap olacaktır…
|
DUYDUN MU? |