Sürerim sürerim gitmez kadana
Fransız kurşunu geçmez adama*
21 Ocak 1920 Cuma günü, 14 yaşındaki Mehmet Kâmil annesiyle dedesinin evinden geliyorlardı. İkisinin de sırtında hasır örmek için dedesinin evinden aldıkları parçalar vardı. Fransızlarla harp daha başlamamıştı. Vakit akşam üstüydü.
Fransızların fırın olarak kullandığı bir binanın önünden geçerken, Kozanlı tarafından gelen birkaç Fransız askeri birden Mehmet Kâmil'in annesinin önünü kesip peçesini açmak istediler. Mehmet Kâmil'in annesi bir yandan bağırıyor bir yandan da peçesini açmak isteyen Fransız askerlerine karşı kendisini müdafaa etmeye çalışıyordu. Anasının saldırıya uğradığını gören Kâmil yerden aldığı taşları Fransız askerlerine atıyordu. Tam o sırada ortalığı bir çığlık kapladı. Mehmet Kâmil, Fransız askerlerinin tüfeklerinin süngüsüyle şehit edilmişti.
_ _ _
Yakın geçmişte başörtüsü, imam-hatip ve Kur’an Kursları eylemlerinde sıkça duyduğumuz bir slogandı: Burası Türkiye, İsrail değil! Bu slogan bin yıl İslam’la yoğrulmuş bu topraklarda nasıl olup ta İslam’a saldırılabildiğini havsalası almayan, İsrail işgali altındaki kardeşlerine yapılanların aynılarının nasıl olup ta işgal altında olmayan Türkiye’de başına geldiğini bir türlü anlayamayan halkın şaşkınlığını yansıtıyordu sanki... Bu slogan, İslam’a ve Müslümanlara bir saldırı olduğunda çokça duyulan ‘’Hangi ülkede yaşıyoruz’’ veya ‘’kendi ülkemizde ikinci sınıf insan muamelesi görüyoruz’’, ‘’Bu kadar da olmaz! İşgal altında mıyız, canım?’’ gibi taaccüp ifadelerinin sloganlaştırılmış şekliydi ve de bir hatırlatmaydı, Müslümanın ülkesinde Müslümana zulmedenlere: Burası Türkiye, İsrail değil!
Öyle ya Filistin işgal altındaydı; fakat Türkiye işgalden kurtulalı uzun yıllar geçmesine rağmen neden hala işgal altında gibiydi? Kurtuluş Savaşını vereli ve bu ülkeyi fransızlardan kurtaralı hayli olmuştu hâlbuki. Fransız ordusu geri gelmemişti ki Anteb’e, Maraş’a Adana’ya...
Soruyordu halk: ‘’Hey siz! Burasının Türkiye olduğunu unuttunuz mu? Burası İsrail değil? Yoksa burasının Müslümanların ülkesi olduğunu unuttunuz mu? Bu topraklar yeryüzünün bütün Müslümanlarının hamiliğini üstlenmiş topraklar değil miydi? Yunus’la konuşan ‘sarıçiçek’ bu topraklarda açmamış mıydı? Başörtülü Kara Fatmaların, başörtülü Nene Hatunların uğruna kahramanlaştığı topraklar bu topraklar değil miydi? Burasıydı evet... Burası Türkiye idi... Biz Filistinli Müslümanlara işgal altında oldukları için üzülürken, biz işgal altında değilken, biz fransızı kovalı şu kadar zaman olmuşken... Ortada fransız askeri yokken, kim yapıyordu bunları? Bağımsız devlet kurmamış mıydık biz? Bizim için değil miydi bu bağımsız devlet? Burası Türkiye değil miydi?’’ .
Burası Türkiye.‘’Ama neden işgal altındaymış gibi? Hey siz! Adınız Mehmed, adınız Ahmed, adınız Hüseyin, adınız Hasan... Ama neden bize fransız subayı Fransuva gibi davranıyorsunuz? Türk askeri olduğunuzu söylüyorsunuz, üzerinizde fransız üniforması yok, evet... Ama neden fransız işgalinden kurtulalı uzun yıllar olmuş Adana’da başörtüsünü kürsüden indiriyorsunuz... Ama neden Kamil’in annesinin başörtüsünü çekiyorsunuz? Neden Sütçü İmam’ı karşınıza alıyorsunuz? Nene Hatun’un örtüsüne neden bu kadar kızıyorsunuz? Siz kimsiniz? Kimden yanasınız? Neden bu ülkeye bu kadar ‘fransız’ oluyorsunuz? ‘’
Burası Türkiye evet... Ve işgal altında da değil. Fransızlar gideli de hayli zaman oldu, evet... Ama işkence sehpalarından geçirilen Müslümanlarıyla, başörtüsü yasağıyla, katsayı zulmüyle, Kur’an Kursu baskınlarıyla, Kur’an öğrenmeye yaş sınırıyla, ellerindeki elifba cüzleri suç aleti gösterilerek beş-altı yaşında nezaretle tanıştırılan, ondört-onbeş yaşında bileklerine kelepçe vurulan, oniki yaşındaki körpe bedenine onüç kurşun sıkılan çocuklarıyla, anadilini konuştuğu için falakaya yatırılan insanlarıyla, başörtülü olduğu için hastaneye alınmayarak ölümüne sebeb olunan 71 yaşındaki nineleriyle ne kadar da İsrail’e benziyor değil mi? Ve ne kadar da Fransız işgali altında gibi...
Burası İsrail değil evet...Türkiye’de fransız ordusu falan da yok evet; ama bu ülkeye, bu ülke insanına, onun dinine, kültürüne, rengine, kokusuna ‘fransız’lar var. Ne yapıyorsa işte bu ‘Anadolu’ya fransızlar’ yapıyor. Evet, ey halkım sen fransızları kovmuştun. Fransızların Adana’dan çook uzun yıllar önce gittiklerini, Adana’nın fransız işgalinden kurtulduğunu anlatıyorsun ya... Sana o zaman, ‘’Ayağa kalk ey ehl-i vatan!’’ dediler, kalktın; ama sana ‘’ayağa kalk!’’ diyenler, senin yerine oturdular. Farkedemedin... Ey halkım! Senin kovdukların Frengistan fransızları idi... Onlar gittiler, yerlerine ‘Anadolu’ya fransızlar geldi’... O günden beri, Frengistan fransızlarını kovmak için karı dizleyi dizleyi çıktığın Kozan’ın dağında, hala cerrah bekliyorsun ‘Anadolu’ya fransızlar’ın elinden göz göz olmuş yaralarınla...
Başörtülü Tevhide’yi de kürsüden işte bu ‘fransız’lar indirdi Kozan’da...
_ _ _
Hatırlar mısın? 1995 senesinde de bu ‘fransızlar’ Sivas’ta Hemşirelik Yüksek Okulu’nu birincilikle bitiren Behiye Yıldız’ı da kürsüden indirmişlerdi. Behiye Bacıyı, küfürler yağdırarak, yerlerde sürükleyerek atmışlardı dışarıya.
Ama elbet gün gelecek, devran dönecektir. Hep Behiyeler, Tevhideler ağlayacak değil ya! Hep onlar kürsülerden indirilecek değil ya! Elbette bir gün bu ‘fransız’larda indirilecek, elbet bir gün bu ‘’fransız’ların işgalinden de kurtulacağız. İnşallah...
Ey halkım! Unutma... Sütçü İmam’ı unutmadığın gibi, Şehid Kamil’i unutmadığın gibi, Behiye Bacıyı da, Tevhide Bacıyı da, Medine Nineyi de unutma!.. Unutturma!.
Tevhide Bacıya tebrik ve teşekkür
Bu başörtüsü imtihanından çok insan geçti ve geçmeye de devam ediyor. Hem erkeğiyle hem kadınıyla... Direnip yıkılanlar oldu, sonuna kadar vazgeçmeyenler oldu, okulu, işi bırakanlar, dünyevi hisleri baskın çıkıp, ‘bu deveyi gütme’yi kabul edenler, ‘deveyi gütmektense bu diyardan gidenler’ oldu. Tevhide, orada pek çok yaşıtının da maalesef yaptığı ve yapmaya devam ettiği gibi başını açıp ödülü alabilirdi. Ama çok genç yaşına rağmen, hislerine kapılmayıp, dünyevi olanı değil, uhrevi olanı tercih etti. Korkmadan ve sinmeden tepki göstermesini de bildi. Bana da Allah’a verdiği söze sadakat ve zulmün karşısında zillete düşmeme dersi verdi. Ailesi de ona pek çok ailenin yaptığı gibi ‘aç kızım, on dakikalığına bişey olmaz, günahı onlara...’ demedi. Tevhide bacımı bu kararlılığından, dik duruşundan ve müslümanca tavrından dolayı, bana ve pek çok müslümana da örnek olmasından dolayı tebrik ve kendisine teşekkür ediyorum. Ailesini de böyle bir evlat yetiştirdikleri ve arkasında durdukları için...
Allah (c.c) yar ve yardımcımız olsun.
*Bir halk türküsünden...
|
DUYDUN MU? |