Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
1.50
1.93
61,030

En Çok Okunanlar

ŞEHİD SEDAT YENİGÜN

ŞEHİD SEDAT YENİGÜN

Sedat Yenigün 5 Temmuz 1980’de şehit edilmişti. Türkiye’deki tevhidi uyanış çabalarının önemli isimlerinden olan Sedat Yenigün’ün şehadetinin yıldönümü dolayısıyla arkadaşımız Murat Kayacan’ın “Bir Şehidin Notları” kita

9 Temmuz 2008 12:44
font boyutu küçülsün büyüsün


ŞEHİT SEDAT YENİGÜN'DEN NOTLAR

 

Murat Kayacan

 

5 Temmuz 1980 tarihinde Türkiye'deki tevhidi uyanış çabalarında öne çıkan bir şahidin şehitliğine tanık olduk. 1970'li yıllarda kendini yetiştirdiği ve oluşturduğu dönemde kaleme aldığı yazılarını İnkılab Yayınları, onun şehadetinden epey zaman sonra derleyip neşretmişti: Bir Şehidin Notları. Bu kitap, Sedat Yenigün'ün muhtelif tarihlerde yazdığı yazılarından derlenmişti. Biz de bu kitap üzerinden Sedat Yenigün'ün şahsiyeti, fikirleri ve mücadelesini hayatının muhtelif safhalarında yazdığı görüşlerini dikkate alarak değerlendirmeyi düşündük.

 

Erzincan doğumlu Sedat Yenigün (1950-1980), ilk öğrenimini memleketinde, orta öğrenimini İstanbul'da yaptı ve İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümünden mezun oldu. Vefa Lisesi'nde okurken MTTB1 Orta Öğrenim Komitesi'nin kurucu heyetinde bulundu. Onun yönlendiriciliğinde faaliyetlere katılan liseli gençler, her hafta bir kişinin kitap özeti sunumunu dinliyor ve sonra konuyu tartışıyorlardı.2 Gösterdiği etkinlikler sonucunda MTTB'nin Genel Yönetim Kurulu üyeliğine getirildi. Örgüte "MTTB Bülteni" adıyla periyodik bir yayın organı kazandırdı. Yayına uzun süre ara veren Milli Gençlik dergisinin3 yeniden yayınlanmasında katkıları oldu. Bu dergide hem başyazarlık hem de yazı kurulu üyeliği yaparak birçok inceleme, araştırma, röportaj ve denemeler yazdı.

 

Milli Gençlik dergisi, çıkmaya başladıktan bir dönem sonra Yenigün askere gitti. O askerde iken, orta öğrenim için düşündüğü bir faaliyet türü, "Çatı" dergisi olarak vücut buldu. Askerden dönüşünde Çatı ile ilgilenmeye ve orada yazmaya başladı. Ancak askerde iken MTTB'de yaşanmaya başlanan yönetim değişimi, onu MTTB işleyişi konusunda iyice ümitsizliğe şevketti. Sonuçta o, aynı hissiyatı paylaşan arkadaşları ve özellikle o zamanki MTTB Orta Öğrenim Komitesi'nde görev almış sorumlu bazı gençler MTTB'den ayrılıp 1977 yılında İstanbul Fatih'te İlim Kültür Ocağı'nı (İKO) oluşturdular. (Türkmen; 1993, 19)

 

Aynı yıllar MSP, yan bir gençlik kuruluşu olarak Akıncılar derneklerini oluşturuyordu. Ancak İKO, dönemin şartları içinde önemli ve ileri bir farklılık taşıyordu. İKO, partiye bağlı olmayan, kendini icazetli hissetmeyen, tüm milli vurgulardan arınma yolunda; ümmetçi, tüm İslamî hareketlerle ilişki kurmaya çalışan ve kendini evrensel İslami hareketin mensubu kabul eden bir gençlik hareketi olarak belirdi. Sedat Yenigün, İKO etrafında toparlanan gençler ile yakın ilişkiler kurmaya çalıştı. Öğrencilerin yurt, burs ve eğitim sorununa kadar birçok gereksinimiyle ilgilenmeye çalıştı. Tabii ki ilişki kurulan gençlerin fikri, maddi ve sosyal ihtiyaçlarını karşılama konusunda münasebetler (Türkmen; 1993, 17) kurumsallaştırılamamıştı. Ortaya çıkan boşluğu doldurma görevini Yenigün ve birkaç arkadaşı fedakârca üstlendi. İKO mensupları, 1978 yılında İslami Hareket adlı dergiyi çıkartmaya başladılar. İslami Hareket, o zamana kadar yayınlanmış dergilere nazaran daha tevhidî ve canlı bir dergiydi.4 Yenigün, İslami Hareket dergisinde Müslümanların gündemi ile yakından ilgili yazılar kaleme alarak o dönemin şartlarına göre normal seviyenin ilerisinde İslami şuur örneği gösterdi. (Eryarsoy, 18; Güneş, 19) Onun okuma ve yazma konusundaki verimliliği ve teşkilatçılığı etkinliklerinde önemli bir referans oldu.

 

Yenigün; insanların ufuklarının daraltıldığı, yollarının tıkandığı, şaşkın kalabalıkların modernizm ve bâtıl ideolojilerin çukuruna itildiği bir dönemde bütün 1970'li yıllar boyunca tevhide, Kur'ani aydınlığa ulaşabilme ve insanları hidayete yönelebilecekleri bir mücadeleye sevk etme amacıyla yoğun çaba harcadı. (Türkmen; 1993, 17) 12 Eylül darbesine çeyrek kala, "faili meçhul" diye adlandırılan cinayetlerin, sağ-sol hesaplaşması denilen öldürme olaylarının yoğun bir şekilde sahnelendiği bir dönemde (Eryarsoy, 18) ülkücü bir tetikçi tarafından 5 Temmuz 1980'de şehit edildi.

 

Ön plana çıkardığı kişiler

 

Yenigün'ün 1970'lerde kaleme aldığı yazıları Türkiye'deki tevhidi uyanış sürecinin hangi aşamaları geçerek serpildiğinin de bir tanığı gibidir. Onun kalem tuttuğu bir dönemdeki görüşlerine göre "asrın insanı" Mevlana'yı da Yunus'u da Hacı Bektaş'ı da Nasreddin Hoca'yı da Süleyman Çelebi'yi de anlamamıştır. Onun merakı bir turistinkinden öteye geçmez. Onlar Türkiyeli insan için yaşanılmış bugün ise terk edilmiş bir inançlar manzumesinin kalıntılarıdır. Kimisi de Mevlana'yı, Yunus'u sevip Hz. Muhammed (s)'e düşman olmak gibi bir çelişkiyi yaşamaktadır. Batı'dan ithal edilmiş ideolojiler4 Ömer, Ebubekir, Osman, Ali, İbrahim Edhem, Yunus, Osman Gazi, Nene Hatun5 yetiştirememiş,6 insanı ekonomi ile ilişkisi açısından ele almıştır.

 

Edebiyat ile ilgili bir kimse olarak Yenigün, oldukça geniş bir alanda okumalarda bulunmayı tavsiye etmektedir. Aksi takdirde yan yana getirdiği isimlerin aynı anda örnek şahsiyetler olarak belirtilmesi dinî açıdan pek makul görünmemektedir. Dolayısıyla ilk dönem yazılarında halifeliğinin ikinci altı yıllık dönemi uygulamaları tartışılan Hz. Osman'ın, hakkında gerçekle menkıbelerin birbirine karıştığı çelişkili bilgiler bulunan İbrahim Edhem'in,7 "Cennet cennet dedikleri / Birkaç köşkle birkaç huri / İsteyene ver onları / Bana seni gerek seni." diyerek Hak rızasını ön plana çıkarma adına cennet nimetini küçümseyen Yunus'un söz ve uygulamalarıyla ilgili değerlendirmeleri, tevhidi bilinçlenme sürecindeki acemiliklerini yansıtmaktadır.

 

Irkçılık

 

"Faşizme Ölüm, Halka Hürriyet!", "Halkların Kurtuluşu", "Kürdistan'a Özgürlük!" türünden duvar yazılarından yola çıkarak Yenigün, bu düşüncelerin doğulu vatandaşların kafasına sokulan korkunç fitnelerin niteliğini gösterdiğini vurgulamaktadır. Ruslar daha önce Ermeniler aracılığıyla yapmaya çalıştığını şimdi dini, tarihi, tasası ve sevinci bir olan Kürtler aracılığıyla yapmaya çalışmaktadır. Ne var ki, "Kürt kardeşlerin" yapmaya çalıştıklarını Müslümanlığın affetmesi mümkün değildir. İslâm'da da ırkçılık yoktur.

 

Abdullahları, Alileri, Kars'ta, Galiçya'da, Yemen'de, Çanakkale'de omuz omuza düşmana karşı çarpıştırmış, onları dost yapmış kaynaştırmış bir İslâm kardeşliği ortada iken; "Ne mutlu bizim ırka!", "Her şey bizim ırk için!" demek söz konusu olamaz. Yenigün, ırkçılığın vereceği zararları şöyle ifade etmektedir: "Irkçıların, komünistlerin bizden kopartmaya çalıştıkları Müslüman ırkları bir de biz itersek o vatanın halini hesap edin. Azınlığın da çoğunluğun da ırkçılık yapması çirkindir. Kim yaparsa bölücüdür." Yenigün, bu vurgularında da tüm Türkiye'deki tevhidi uyanış sürecini yeşertmeye çalışanlar gibi Batılı paradigmaya ait seküler ulus/"millet" olgusu ile, ırk veya kavmiyet olgusunu genelin tutumu gibi henüz ayrıştıramamıştır.

 

Sermayedarları ve altın babalarıyla; bütün dinlere, medeniyetlere, devletlere, savaş açmış Siyonizmin mensupları komünistlerle işbirliği yapıp İran'da8 bir plan kurmuş ancak bizzat Müslüman Kürt halkı tarafından tepelenerek bu cahiliye yobazlığı başarısızlığa uğramıştır. Müslüman Kürt halkı İslâm Cumhuriyeti'nin yanında yer alırken, halktan kopuk, materyalist, ırkçı, komünist kuklalar ve ajanlar Yahudinin ve Rus'un ellerine verdiği silahlarla, selameti kaçmakta bulmuştur. Yenigün Seyyid Kutub'tan nakille şöyle der: "(Cahiliyeden) kesin ayrılık olmadan karışıklık devam edecek, tavizler sürecek, yamalar yamanmaya çalışılacak ve karanlıklar kalkmayacaktır. Ancak açıklıkla, sarahatle ve yiğitçe İslâm'a davet yapılabilir."

 

Partili mücadeleye bakışı

 

Sedat Yenigün, partisel (Milli Selamet Partisi) mücadeleye tamamen karşı değildir. Partinin fonksiyonel olması, ekip çalışmasını gerçekleştiren bir parti olması ve her şeyin liderden (Necmettin Erbakan) beklenmemesi durumunda olabileceğini de düşünmüştür. Öyle olursa bu İslâm'dan bihaber halka mesaj ulaştırmak mümkün olur. Bu duygularla, Milli Gazete'de haftada üç-dört köşe yazısı yazmıştır. Çünkü iyi bir gazete ile Müslümanların yaygın olarak uyandırılıp bilinçlendirileceğini savunmaktadır. Ancak Milli Gazete, MSP'nin "parti bülteni" şeklinde çıkmakta ısrarlı olunca gazetede yazılarına son vermiştir.

 

O dönemde Erbakan gibi ağır sanayi taraftarı olan Yenigün, onu ümmetçilik açısından da tutarlı bulur. Ona göre İslâm âleminin ortak bir güç oluşturması söz konusu olsaydı, Afganistan'ın, Türkistan'ın işgaline seyirci kalmak söz konusu olmaz ve oraya yardım ulaştırılırdı. Erbakan, MHP Sözcüsü Sadi Somuncoğlu'nun: "Afganistan'ın hür dünyanın yardımı, hür dünyanın samimi desteği ile kurtulacağına inanıyoruz." sözlerinden yola çıkarak bu görüşün bir yanılgı olduğunu söylemektedir. Batılı düşünce yapısına uymayan her ülke hürriyet mahrumu ülke görülemeyeceği gibi milli devlet kavramıyla çelişen enternasyonal bir kavramdır. Ama bu, Avrupa sınırları veya düşüncesi içine hapsedilmiş bir enternasyonalliktir. İslâm kardeşliğini, ümmetçiliği ırkî endişelerle reddeden MHP zihniyetinin, Batılıları dost ve kardeş kabul ederken aynı ırkî endişeyi duymaması tutarlı değildir.

 

MHP'nin yapması gereken İslâm'a saygılı olmak değil, İslâmca düşünmektir. Aksi takdirde "Kanımız aksa da zafer İslâm'ın!" sloganı havada kalmış bir söz olmaktan ileriye gidemez. Batıcılığın temcit pilavı gibi ısıtılıp öne sürüldüğü bu sözler üzerine İslâmca yaşamak isteyen ülkücüler bu konu üzerine kafa yormalıdır. Yine "NATO'nun bütün vecibelerini yerine getireceğiz. İran'daki rehineler milletlerarası hukuk ve insan haklarına aykırıdır. Dost ve müttefikler üzerinde Türkiye'nin güvenirliği üzerinde şüpheler uyandırmak…" sözleri çok düşünülecek sözlerdendir. Bu, Batı'ya şirin gözükme aşkından kaynaklanmaktadır! Aşk-ı Memnu! Bu her şeyi talan eden iğrenç emperyalist sömürgen Batı'ya, İran kadar "Hayır!" diyecek soylu çıkışı gereklidir. Bu da katıksız İslâm olmakla mümkündür. "Irkî endişeler"  Amerikancı politikayı; "sınıfçı endişeler" Rusçu politikayı savunmaktan alıkoymamaktadır.

 

Yenigün, Erbakan'ın "Türkiye kardeş Irak ile kardeş İran arasında arabuluculuk yapmalıdır." şeklindeki tezine katılmaz. Bu teklifi aynen MHP sözcüsü de tekrar etmektedir. Erbakan bu hataya düşmemelidir. Sık sık tekrarladığı "50 milyonun kardeşliği" gibi… İslâmî ıstılahta kimlerin kardeş olduğu bellidir. Sosyalist ve de İslâm düşmanı Baas idaresinin Müslüman İran ile kardeşliği olamayacağı gibi Türkiyeli Müslümanların da kardeş olması söz konusu olamaz. Suriye ile Mısır'la vb. olamayacağı gibi. Bunların Müslümanca düşünen halkı bu kapsamın dışındadır.

 

Yenigün, Müslümanca düşünen ve yaşamak isteyenlerin (İran'daki) kıyamını yakından takip etmektedir. O dönemde Irak'ta, Suriye'de hapishaneler lebaleb Müslüman doludur! Muhammed Baqr es-Sadr'ı da şehit eden (9 Nisan 1980) eli kanlı cinayet şebekesinin idaresindeki Irak'ın İran ile mücadelesini, sosyalist Irkçı Baas idaresindeki bir devletin Müslüman bir devletle mücadelesi olarak görür. Bu kavgada Müslümanların yerinin İran tarafı olduğu kanaatindedir. İslâm'ı seçen İran'a ceza olsun diye CIA Irak'ı kışkırtmaktadır. Irak (iktidarı) da sosyalistliği CIA'ye alet olacak kadar yurtsever (!) ve İslâm düşmanıdır.

 

Şehit Yenigün, Erbakan'ın 1980'li yılların başında Adalet Partisi sıralarından protesto seslerinin yükseldiği bir ortamdaki konuşmalarını da aktarır. Erbakan o konuşmada ABD'nin, Rusya ile İslâm âlemine karşı işbirliği yaptığını, Müslümanların kurtuluşunun Müslüman ülkelerin kendi birleşik savunma teşkilatlarını kurmalarıyla mümkün olduğunu, öyle bir durumda yalnız Afganistan'ın değil, Türkistan'daki Müslümanların da kurtarılabileceğini ifade etmektedir. İslâm âleminin kurtuluşu için ortak İslâm parasını yürürlüğe koymaları, kendi Birleşmiş Milletlerini, ortak pazarlarını, askeri paktlarını ve kültür birliklerini kurmaları gerekmektedir. Erbakan, hükümeti milli dış politikadan sapmakla suçlar. Bir gözleri Rusya'da bir gözleri de ABD'dedir. Bu konuda yaptıkları tek ciddi şey Moskova olimpiyatlarına sporcu göndermemektir.

 

Aynı konuşmada Erbakan, İran'daki rehine krizine dair değerlendirmelerde bulunmaktadır. Ona göre bu olayların temelinde İran'ın İslâm'a dönüşü yatmaktadır. Rehine olarak alınan elçileri korumayı ananevi şiarı olarak görür ama İran casusluk ettiğine inandığı bu rehineleri yıllarca İran halkına zulmeden Şah'ı alma karşılığında istemektedir. Erbakan bu olayda ABD'nin tarafında yer alan TC Başbakanı'nın pot kırdığını düşünmektedir. İran halkının iç işlerine karışmamak ve Amerika'nın tarafını tutmak doğru bir tavır değildir. Başbakan bu yaklaşımını İran'da muhatap bulamadığı iddiasıyla meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Halbuki Yenigün'e göre, (o dönemin İran Başbakanı) Beni Sadr'ı, (İran Dışişleri Bakanı) Kutbzade'yi muhatap almak mümkündür. Bir devlet adamı olarak bunları yok saymak mümkün değildir. Aksi takdirde kaçan fırsatı Rusya değerlendirecektir.

 

Irak ile İran arasında çatışma istenen bir şey değildir. Bu iki kardeş ülke arasında arabuluculuk Türkiye'ye düşmektedir. Erbakan, konuşmasında gizli CENTO9 faaliyetlerine de dikkati çeker. Ona göre dış güçler İslâm âlemini parçalamak için Mısır, İsrail ve Türkiye gizli CENTO çalışmaları yapmaktadır. Bu bağlamda kendine ulaşan bilgilere göre İsrail gizli servisi Türkiye'de faaliyet yürütmektedir ancak Dışişleri Bakanı'nın bundan haberi yoktur.10 Varsa ve halktan gizleniyorsa bu da suçtur. Ortadoğu'nun casusluk merkezinin İsrail elçiliği olduğunu Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) belirtmektedir. Türk Havayolları 30 yıldır sadece Ortadoğu'da Tel Aviv'e uçmakta ve yabancı havayollarına ait sadece İsrail'e gidecek yolcular aranmamaktadır.

 

Erbakan'ın hükümete getirdiği eleştirilerden birisi de Ortak Pazar ile ilgilidir. Ona göre, Ortak Pazar sadece bir ticaret değil, Avrupa'yla bütünleşme anlaşmasıdır. Bu anlaşma ile mülkiyet alma hakkı tanınan elin milyoneri gelip Yeşilköy'ü alacaktır. İstiklal Harbi niçin yapılmış, Çanakkale'de o kadar insan niçin şehit verilmiştir?11

 

Hükümete yönelik sert eleştirilerde bulunan Erbakan'ın -daha önce belirttiğimiz gibi- milli devlete, milli dış politikaya bir itiraza olmadığı gibi, hükümeti milli çizgiden saptığı için de eleştirmektedir. Hükümet, İslâm'a değil, Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) girmek istemektedir. Bunun yanında NATO da nimet-külfet dengesini tutmamakta, İran'a ambargo koyup İran-Irak ihtilafında arabuluculuk yapacağına soruna seyirci kalmakta, Afganistan'a yardım etmemekte ve gizli CENTO çalışmaları yapmasının yanında İsrail ile ilişkileri de kesmemektedir. Erbakan AET'ye ve İran'a ambargo konmasına üslerin İslâm âlemi aleyhine kullanılmasına ve gizli CENTO kurulmasına karşı olduğunu açıkça ifade etmektedir.

 

İnsan yetiştirmek ve dil

 

Yenigün, MTTB'de iken bin yıllık tarih anlayışı içinde, laik ve ırkçı Türkçü söylemden uzaklaşmak istemiştir. Ama fıtri ve vahyi olanı arayan bu arınma sevdası henüz Kur'ani kavramlarla ve tevhidi perspektifle yeteri kadar buluşamamıştır. Şehidimiz bu düzeye ancak 1970'li yılların sonunda kavuşabilecek ve diri bir arınma ve bilinçlenme çabasını ateşlemeye çalışacaktır.

 

1970'li yılların başlarında muhafazakârlık kavramına olumlu bakan Yenigün12 Nurettin Topçu'nun (1909-1974) bin yıllık tarih söyleminden etkilenir. Batılılaşma 1000 yıllık Anadolu insanının yapısını bozmuştur. Bugün Kürtlerin tarihini Nikin yazmakta, Rusya, Amerika, Fransa ve Baltık memleketlerinde Kürdoloji bölümleri açılmaktadır. Türkoloji hareketlerini de bir zamanlar yine Avrupalılar başlatmıştı. II. Meşrutiyet'ten sonra garip bir Oidipus kompleksine13 yakalanan aydınlarımız Batı'dan gelen bir irşadla bin yıllık tarihlerini inkâra kalkışmış ve kendilere yeni tanıtılan bu medeniyete eşsiz bir sevgiyle kafalarını ve gönüllerini açmışlardır.

 

O, 1970'li yılların birikimi içinde ideal bir açılım olarak ancak Nurettin Topçu'nun "insan yetiştirmek" hedefini görebilmiştir. Topçu'ya göre her şeyimizle benliğimizin mimarı olacak fedakâr bir zümrenin zihninde Yunus Yavuz ile birleşecek, Sinan Akif'e uzanacak, Ebu Hanife, Hüseyin Avni'yi tebrik edecektir ve onların eseri olacak yarınki Türkiye, şu temeller üzerinde kurulacaktır. Henüz "millet", "ulus", "milli tarih", "Müslümanların tarihi" gibi kavramların ayırtına varılamamıştır. Kur'an'ın mesajını gaybi, sosyal ve siyasi planda kavrama ve sosyalleştirme çabaları yeni yeni ve cılız olarak gündem tutmaya başlamıştır.

 

1970'li yıllarda dil tartışmaları gündem tutmuştur; çünkü dil üzerinden ulusçuluk derinleştirilmek istenmiştir. Öztürkçeciliği önemsiz bulanlar olmuştur, bunu İslami ıstılahlardan uzaklaştıran bir komplo olarak görenler olmuştur. Yenigün daha ziyade ikinci eğilimde olmuştur. Dildeki "ırkçılık", "uydurukçacılık" ve "uydurukizm" dediği Öztürkçecilik ile alay edercesine Yenigün, yazılarında şu başlıkları kullanır: "Saptamasız ve saplamasız tespitler" "Bir İslâm düşmanının bilimsel ve piresel özelliği".  Aydın eleştirisi yaparken de şu ifadelere yer verir: "Yeniden yaratılıyorsun aydınlarımız elinde. Anla artık 'sorun'larla, 'olanak'larla, 'saptamak'larla konuş. Niçin? Hiç anlamıyorsun hâlâ. Sana temelinde 'Arap kültürü' olmayan bir dil, bir tefekkür yapıyorlar; dilin de değişecek, dinin de."

 

Aydın sol ve sağ kavramlarına bakış

 

Yenigün, aydın eleştirileri yaparken isim vermekten de çekinmez: "Şeriata küfreden; Allah, Kur'an ve İslâm'a küfretmiştir. Bu anlamda İlhan Arsel gibilere ism-i fail olarak kâfir derler. Durum İslâmî ıstılahta böyledir."  Bu yaklaşımı İbnu Teymiye'nin sözlerine küfür dediği İbnu Arabi'ye kâfir dememesine14 benzemektedir. Yenigün'e göre bu din ile nice Ebu Cehiller uğraşmıştır ancak geberip giden Ebu Cehil gibi onun taslakları da aynı akıbeti paylaşacaktır.

 

Sol ve sağ diye adlandırılan Türkiye tipi bölünme, acı bir hakikat olarak gözler önündedir. "Sol" yabancılaşmanın temsilcisidir. Çünkü bu "millet"in dinini, tarihini, kültürünü kabul etmemekte ve çağı geçmiş ve tükenmeye mahkûm bir unsur olarak görmektedir. "Sağ" denilen cephe ise bin bir parçadır. Liberalist fikirden milliyetçiliğe, dinî fikirlerden Atatürkçülüğe kadar içinde her eğilim mevcuttur. Net değil, müphem ve muğlaktır ve ayıklanmadan da tanımanın imkânı yoktur.

 

Solun karşısında gözükenlere gelince anti-komünist gözüken Batıcı kalantorlar, her çeşit rezilliği bünyesinde barındıran bu grup, komünizmi sırf nefsi arzularına mani olacağı korkusuyla istememektedirler. Bu zümrelerin Yenigün'ün dünya görüşüyle hiçbir ilişkileri yoktur. 1960'tan 1971'e kadar solun tercüme kültürü karşısına "Kahrolsun komünistler, komünistler Moskova'ya!" sözü dışında ciddi çalışmalar ve tebliğlerle çıkılamamıştır. Komünizme karşı olmak, bir doğruyu getirmek değildir. Getirilen tez de açıkça izah edilmelidir. Bozuk düzenin nasıl tahlil edildiği, ne gibi bir ıslah istendiği ve hangi değerlere inanıldığı net bir şekilde ortaya konmalıdır. Enternasyonal komünizmin her çeşit fraksiyonu düşmandır ama bu arada, komünizmin büyümesini sağlayan fikri dayanaklarıyla kapitalizmin ve hatta faşizmin desteklediği anti-komünist hareketlerin sadece komünizm tehlikesini görüp kapitalizmin oyununa gelmesi büyük bir tehlikedir.

 

Komünizm, zulme karşı bir başka zulümle kine karşı başka bir kinle karşı koyan bir tepki rejimidir. Kapitalizm gibi onun da tanrısı maddedir. Yenigün, komünist karşıtlığı yaparken kapitalistlerin de vicdansız ve ahlaksız, mutlu ve putlu bir azınlık olduğunu söylemektedir. Profesör maaşlarından daha yüksek bir gelire sahip olan sendikacıların, sapıklıklara dur demeyen idarecilerin olduğu bir düzen zalim bir düzendir. Başka bir zalimi iktidara getirmekle -Muhtemelen komünist bir yönetimi kastediyor.- bu zalim düzen yıkılmaz.

 

Karma eğitim ve Kadın konusuna bakışı

 

Yenigün, kız liselerine o dönemde erkek, erkek liselerine de kız öğrenci alınmasını bir mason harekâtı olarak görür. Okullarda ahlak dersi mecburidir ve lisenin zıpçıktı delikanlısı ve hoppadak kızı, ders için "Hııh! Erbakan'ın dersi" demektedir. Yine o dönemde namaz kılan İHL'li, güzel konuşan Edebiyat Fakültesi mezunu, başını örten bayanlar da turist ya da yaşlı nine veyahut tarikatçı olarak görülmektedir. Yenigün'ün okullardaki bu değişimi masonların işi olarak görmesi ile masonların yakın zamana kadar törenlerine hanımları almayışlarını -yani bir bakıma haremlik-selamlık uygulamalarını- izah etmek kolay görünmemektedir. Belki de Yenigün, onların kendilerini uzak tuttukları şeyi Müslümanların başına sardırmaya çalıştığı kanaatindedir.

 

Kadının saygınlığı açısından kapitalizme karşı olduğunu söyleyen komünizmin de yapabileceği bir şey yoktur. Namus, şeref, aile ve din gibi kavramlar komünist toplumda bir değer ifade etmemektedir. Pravda gazetesinde 1924 yılında ifade edildiği gibi, sevgi yok, cinsellik vardır. Aile bağları devrimi güçsüz kılmaktadır. Yenigün, Türk basınındaki aile mefhumunu sarsıcı nitelikteki sözleri sarf edenleri Batı'nın maymunları olarak görmektedir. Bu görüşünü desteklemek için o dönemin gazete manşetlerini zikreder: "Siret toplantısı başlıyor. Türkiye'de laik devlet hudutları içinde şeriatçılık propagandası yapılacak!" "Türk kadını şeriat baskısından kurtuluşunu bugün televizyonda anlatacak!" "Köhnemiş Osmanlı'yı uygar fikirlerle ortadan kaldırdı…" "Hâlâ Osmanlı'dan bahsetmek çağdışılıktır!" "Bunca devrime karşın hâlâ başını örten kadınlar var. Üniversiteye bile başörtülü geliyorlar." 

 

Amerika'ya bakışı

 

Amerika için gözyaşı, esaret, zulüm önemli değildir! Bu dev için halkının yazlığa giderken arabasına koyacağı benzinin, kapitalist tüketim ekonomisinin devamı için açık-pazar olma hüviyetinin, kendilerinin yazıp oynadığı senaryolarda çatlak ses olmamanın önemi vardır. İnsanın, vahşetin, gözyaşının değil!

 

Amerikan basınının Yahudilerin kontrolü altında olduğunu ifade eden Yenigün'e göre, onlar Müslümanları öcü gibi göstermektedirler. Sözgelimi, İran İslâm Devrimi lideri Humeyni (1902-1989) sapık, katil ve cani diye tanıtılmaktadır. Ellerine kalem kâğıt almış her gün (İran'da) kaç kişinin öldürülmüş olduğunun çetelesini tutmaktadırlar.15 Ne var ki, Çad'da öldürdükleri 15 bin Müslümanın hesabını yapmamaktadırlar. Çad'da 15 bin Müslümanı katleden Batılılar, İran'ın 618. idama ulaştığının çetelesini tutanlar, Afrika'yı esir ticareti ile nüfus kaybına uğratanlar, esir tüccarları vampirler, ırkçılar; şimdi, Müslümanlaşan Afrika'ya yamyamlık hikâyeleri yakıştırarak çocuk kandırmaktadırlar.

 

O dönemlerde okunan Tommiksler, Kinovalar, Teksaslar ve seyredilen kovboy filmleri ile hedef, beyin yıkamadır. Söz konusu kitaplara göre Kızılderililer, ülkeleri zapt edilen ve korkunç bir soykırıma uğratılan, beyazlar tarafından imha edilen mazlum bir "millet" değil de, kafa derisi yüzen, vahşi, çılgın, yok edilmesi gereken yaratıklardır. Bu kitaplar emperyalist beyazların haklılıklarını dünya kamuoyuna ve kendi çocuklarına anlatabilmesi için çıkarttığı birer uydurmalar serisi idi. Artık uyanılmalıdır. İran İslam Devrimi uyanışın yolunu gösteren en önemli kazanımdır.

 

Yenigün'e göre, İran İslam Cumhuriyeti lideri Humeyni, Sünni Afganistan'ı desteklemekte, Moro Müslümanlarına ölüm yağdıran uçakların benzinini kesmekte ve İsrail'in petrolünü engellemekte ve onu İslâm'ın düşmanı ilan etmekte ve Amerikan jandarmalığını da reddetmektedir. Türkiyeli Müslümanlar, Humeyni'nin bu erkekçe kararlarını ve komünistlerin kavramlarını alt üst eden devrimini alkışlamaktadır. Ancak kimsenin oturup Şii olmaya niyeti de yoktur, Humeynicilik yaptığı da.

 

Sedat Yenigün, 5 Temmuz 1980'de şehit edildiğinde, onun irtibatlı olduğu Müslümanlar, sosyal şahitlik ve öncü bir cemaat modeli oluşturmak konusunu yeni yeni tartışmaya başlamışlardı. Bu tartışmaların en belirleyici ve yönlendirici kişilerinden biriydi Yenigün. Anlaşılan o ki, tevhidi uyanış sürecinin cemaatsel bir örneklik oluşturması için hayati adımlar atan Yenigün, derin güçlerce seçilerek vurdurulmuş ve bu cemaatleşme teşebbüsü sindirilmeye çalışılmıştı.16

 

İslâm davası için büyük özveride bulunmuş Sedat Yenigün'e verdiği yiğit mücadelenin, onun kurtulanlardan olmasına aracılık etmesini diliyoruz.

 

 

HAKSÖZ-HABER

Dipnotlar:

 

1- MTTB, başlangıçta laik kesimin inisiyatifinde bir üniversite gençlik kuruluşu idi. 1960'lı yılların sonunda ise, muhafazakâr-İslamcı kesimin eline geçmişti. Bir müddet sonra da MTTB amblemindeki bozkurt çıkartılıp yerine kitap konulmuştu. (Bkz: Türkmen, Hamza, "Sedat Yenigün", Haksöz Dergisi, Sayı: 28, İst., 1993, s. 17.)

 

2- O dönemde MTTB gençliğinin okuduğu eserler ağırlıklı olarak Peyami Safa, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Said Nursi, Kadir Mısıroğlu'nun eserleri olsa da Türkçeye yeni çevrilmeye başlanan Ebu'l Ala Mevdudi, Muhammed Kutub, Muhammed Hamidullah, Seyyid Kutub, Abdulkadir Udeh'in kitapları da okunmaya başlanır. (Bkz: a.g.m., sf. 18)

 

3- Bu dergide MTTB adına protokol yazıları ve dönemin bazı gelenekçi-İslamcı yazar ve akademisyenlerin yazıları yer alıyordu. Ama 1970'li yılların Türkiye'de yükselen tevhidi uyanış çizgisini yansıtan makale ve şiirler daha büyük bir ağırlık tutuyordu. Ömer Özbay ve benzerleri gerçekten tevhidi bilinç ve mücadele aşkı aşılayan en önemli şiirlerini Milli Gençlik'te yazmıştı. Dergide Ali Bulaç'ın, Beşir Eryarsoy'un, Adil Doğru'nun, Selahattin Eş'in vb. 1974-75 yılları için önem ifade eden yazıları yayınlandı. Seyyid Kutub, Malik Bin Nebi, Muhammed Hamidullah gibi yazarlar Milli Gençlik'le Müslüman kesimin gündemine daha fazla sokuldu. Sedat Yenigün ise kültür, sanat ve aktüalite ile ilgili değerlendirmelerini Mehmet Mengüç müstear adı ile yazıyordu. Şehit Şeyhmus Durgun da, en önemli ve verimli yazılarını Milli Gençlik'te yazmıştı. (Bkz: a.g.m., sf. 19. Ayrıca bkz:  Türkmen, Hamza, "Milli Gençlik Dergisi", Haksöz, Sayı: 43, Ekim 1994)

 

4- Yenigün'e göre Batı'yı ve Batılılaşmayı yenebilmek için onlardan daha çok Batı'yı bilmek gerekir. Onun yaklaşımı imanını kaybetmiş bir tavırla Batı'ya yaklaşmak değildir. Kulluk etmek için değil, Bilakis kendi medeniyetimizle Batı arasındaki farkları görmek için Batı'yı öğrenmek bir zorunluluktur. (103)

 

5- Nene Hatun (1857- 1955) 93 Harbi olarak da anılan 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nda, Erzurum'daki Aziziye Tabyası'nın savunulmasında kahramanca çalışarak adını tarihe yazdırmıştır. Aziziye savunmasına 20 yaşlarında genç bir gelinken, küçük yaştaki oğlunu ve 3 aylık kızını geride bırakarak katılmıştır.

 

6- Örnek olarak gösterdikleri arasında İslâm algıları tartışılır kişiler de vardır.

 

7- İslâm Ansiklopedisi, TDV Yay., İst., 2000,  XXI, 293.

 

8- Yenigün, İran'daki yeni yönetimi desteklemektedir ama bu, onun Şii olduğu anlamına gelmez. Çünkü İran hareketini desteklemek başka, Şiiliğe sempati beslemek, ona alet olmak ayrı bir şeydir. Dünyanın neresinde bir İslâmî uyanış olsa kalbi orası için çarpar. Yüzyılı aşkın bir hasrettir bu. Bu hususta çeşitli yanılmalara da düştüğünü itiraf etmekten çekinmez.

 

9- Ortadoğu Güvenlik Sistemi tasarısı, ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles'in teşebbüsleri (1953) ile başladı. Ortadoğu ülkelerini ziyaret eden Dulles, Ankara'ya da uğrayarak, Sovyet yayılmacılığına karşı Ortadoğu'da bir Savunma Teşkilatı'nın kurulmasının önemini belirtti. Fakat bu düşünce Amerika tarafından sürdürülmedi.

 

10- İsrail gizli servisinin görüştüğü kimseler Dışişleri yetkililerinden Osman Alpkaya ve Şefik Tenmen'dir.

 

11- Erbakan'ın bu eleştirileri günümüzde AK Parti için yapılmaktadır. Bu eleştirinin neredeyse 22 Temmuz 2007'deki genel seçimlerde iki kişiden birinin oyunu alan partiye yapılması da ilginçtir.

 

12- Muhafazakâr kimseler, dinî inançlarını, ahlaki disiplinlerini devam ettirmektedirler ve onlar eski cemiyetin sağlam ailelerinden kalan bakiyelerdir. İnanmakta ve inançlarına göre yaşamaya gayret etmektedirler. Çocuklarına sahip çıkmakta, yani onların Batıcı toplum çarkında yozlaştırılmasına müsaade etmemektedirler. 200 yıllık tahribe rağmen ayakta kalabilmişlerdir. Onlara ne "sol" ne de "sağ" denebilir. Hiçbir Avrupai mefhumla ifade edilemezler. Onlar nevi şahsına münhasır iman medeniyetinin devamcısıdırlar. Bu yüzden de Batıcılığa ve onun getirdiği liberalizme, Marksizm'e ve her türlü yozlaşmaya karşıdırlar. (Yenigün, 106)

 

13- Oidipus kompleksi, Avusturyalı Sigmund Freud'un (1856-1939) kurucusu olduğu psikanalitik teoriye göre karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni saf dışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerdir. Freud'a göre her çocuğun ilk aşkı karşı cinsteki ebeveynidir. Erkek bebeğin sürekli annesine şımarması babasının annesiyle ilgilenmesinden rahatsız olup ağlaması veya araya girmesi bu teoriye delil olarak gösterilir.

 

14- Kayacan, Murat, "İbnu Teymiye'nin Vahdet-i Vücut Eleştirisi", Haksöz Dergisi, Sayı: 178, İst. 2006.

 

15- İran İslâm Devrimi'nin önde gelen Müslüman liderlerinden kimlerin çeşitli örgütler tarafından öldürüldüğüne dair bkz: İslamic Propaganda Organizaton, Felonies of the MKO Terrorists in Iran, Tehran, 1983.

 

16- Türkmen, Hamza, Türkiye'de İslamcılık ve Özeleştiri, Ekin Yay., sf. 97, İst. 2008

 

Kaynakça

 

Eryarsoy, Beşir, "Sedat Yenigün niçin şehid edildi?", Haksöz Derg, S. 28, İst., 1993.

 

Güneş, Hasan, "(Sedat Yenigün'ün) şehadetinden 13 yıl sonra", Haksöz Derg, S. 28, İst., 1993.

 

İslâm Ansiklopedisi, TDV Yay., İst., 2000

 

Kayacan, Murat, "İbnu Teymiye'nin Vahdet-i Vücut Eleştirisi", Haksöz derg., S. 178, İst., 2006

 

Kayhan, Burhaneddin, "Sedat Yenigün", Haksöz Derg, S. 28, İst., 1993

 

Türkmen, Hamza, "Sedat Yenigün niçin şehid edildi?", Haksöz Dergi, S. 28, İst., 1993.

 

Yenigun, Sedat, Bir Sehidin Notları, İnkılâb Yay., İst., 1990.

HAKSÖZ-HABER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 










yorumlayorum ekle

 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player



Yorumlar


  henüz yorum yok








Anket

Sizce İslami kesim Kürt meselesine duyarlı mı?

  • Hiç duyarlı değil
  • Yeteri kadar değil
  • Çok duyarlı
  • Duyarlı olması gerekmiyor
  • En duyarlı kesim



   [ sonuçlar için tıklayın ]

DUYDUN MU?










***

***


akyolhaber