Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
1.52
1.93
60,608

En Çok Okunanlar

ANKARA'DA 28 ŞUBAT PROTESTOSU

ANKARA'DA 28 ŞUBAT PROTESTOSU

28 Şubat Darbesi;13.Yıldönümünde Ankara Müslümanları Darbelere Karşı Dayanışma Platformunun çağrısıyla Kızılay YKM Önünde düzenlenen Basın Açıklamasıyla Protesto edildi.

28 Şubat 2010 19:25
font boyutu küçülsün büyüsün


Müslümanların aktif katılımıyla gerçekleştirilen Basın Açıklaması, Mehmet İnanlı'nın yaptığı açılış konuşmasıyla başladı. 28 Şubat'ın unutulmadığını haykırmak için burada toplanıldığı ve bu meseleyle ilgili henüz ciddi yaptırımların icra edilmediği konularına kısaca değinen Mehmet İnanlı, Platform adına Basın Açıklaması yapmak üzere mikrofonları Genç Birikim Dergisi'nden İbrahim Hakkı Toprak'a bıraktı. İbrahim Hakkı Toprak şunları söyledi.

"Türkiye, kuruluşundan bu yana halkın iradesini dışlayıcı ve aşağılayıcı bir anlayışıyla yönetilmiştir. 10 senede bir yapılan darbeler, bunun en canlı örneğidir!.. Her dönem, yönetimde söz sahibi olması gereken halk, bu darbeci yönetim anlayışının dayatmacı, baskıcı, tek tipçi tavırları yüzünden sürekli itilmiş, dışlanmış ve horlanarak sindirilmiştir. 1 Kasım 1922'de yapılan 'korkarım ki bazı kelleler koparılacaktır' tehdidi, bu dışlama ve sindirme geleneğinin temelini oluşturmuştur. Bu gelenek, bugün aynı yöntemle devam ettirilmektedir…"

"1990'dan bu yana olaylar incelendiğinde, 28 Şubat darbesini gerçekleştirenlerle Ergenekon terör örgütünü oluşturanların aynı zincirin halkaları olduğu görülecektir. Veli Küçük, İbrahim Şahin, Sami Hoştan, Arif Doğan, Abdülkerim Kırca, Sisi lakaplı Seyhan Soylu, Doğu Perinçek, İlhan Selçuk, Ümit Oğuztan Ergenekon, Susurluk ve 28 Şubat süreci dolayısıyla daima gündeme gelmiş isimlerdir. 28 Şubat sürecine darbe diyen Erol Özkasnak, balans ayarı yaptık diyen Çevik Bir, ses kayıtlarıyla darbelerdeki rolü ortalığa saçılan Genelkurmay eski Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, bin yıl sürecektir diyen Hüseyin Kıvrıkoğlu, 28 Şubat sürecinde orkestra şefliği yapan Süleyman Demirel ise bu süreçteki etkin rollerine rağmen dokunulamayanlar listesinde bulunan isimlerdir. Bu illegal oluşumlara finansal destek sağlayan işadamları, attıkları "topyekûn savaş" manşetleriyle desteklerini sunan medyatörler aleyhlerinde yargı sürecini başlatmayan brifingleştirilmiş yargı mensuplarına dokunulmadan bu illegal yapılanmaların üzerine gidiliyor denemez..."

Basın Açıklaması sık sık aşağıdaki sloganlarla kesildi

Balyoz Tehdidi Yıldıramaz Bizleri, Darbeciler Yenilecek İslami Direniş Kazanacak, Maske Düştü Balyoz Göründü, Darbeci Karargâh Dağıtılsın, Darbelere Karşı Omuz Omuza, Zulme Karşı Direneceğiz, Dik Dur Eğilme Darbeciden Hesap Sor, Cuntanın Balyozu Kırılacak, Halka Değil Darbeciye Balyoz, Kahrolsun Cübbeli Darbe Düzeni

Bu sloganlar ve Tekbir sesleriyle yankılan meydanda, şu dövizlerin taşındığı görüldü

Kahrolsun İslam Düşmanı Cunta!, Balyoz Tehdidi Yıldıramaz Bizleri!, Darbeciler Yenilecek İslami Direniş Kazanacak!, Maske Düştü Balyoz Göründü!, Cunta Dağıtılsın Darbeciler Yargılansın!, Balyozcu, Kafesçi Paşalardan Hesap Sorulsun!, Neden Herkese Aynı Askere Ayrı Yargı, 28 Şubat, 27 Nisan, 12 Eylül, 12 Mart, 27 Mayıs, Eldiven, Yakamoz, Ayışığı, Kafes, Balyoz, Sarıkız Darbeciler Halka Hesap Verecek, Hukuk Balyozu Darbecilerin Kafasına İnmelidir!, Genelkurmay Kanlı Oyunlara Son Ver!, Sarıkız, Yakamoz, Eldiven, Ayışığı, Kafes Ve Şimdi De Balyoz!, Darbeciler Yargılansın!, Militarist Bataklık Kurutulsun, Darbecilerin Balyozu Üzerimizde Dolaşıyor, Üzülme Gevşeme Allah Bizimle, Darbeci Karargâh Dağıtılsın, Darbeciler Halka Hesap Verecek!, Cuntanın Balyozu Kırılacak, Darbeciler Yargılansın Militarist Bataklık Kurutulsun, Halka Değil Darbeciye Balyoz, Balyoz Tehdidi Yıldıramaz Bizleri, Başörtüsü Yasak, Darbeciler Serbest

Basın Açıklamasının ardından ÖZGÜR-DER Başkanı Rıdvan Kaya şunları söyledi.

"28 Şubat Türkiye'nin karanlık darbeler defterinin kapkara bir sayfasıdır. Hukuksuzlukla, dayatmayla zorbalıkla dolu bu sayfada İslami kimliğe ve Müslümanlığa düşmanlık had safhadadır. 28 Şubat uygulamaları emperyalist güçlerin uygulamalarıyla birebir örtüşmektedir. ABD'nin Irak'ta, Somali'de, Afganistan'da İslam'a ve Müslümanlara açtığı savaş neyse, 28 Şubatçıların düşmanlığı da aynıdır. Danimarkada'ki karikatür rezaleti, Fransa'daki başörtü düşmanlığı, İsviçre'deki minare yasağı hep 28 Şubatçılarla emperyalistlerin aynı zihniyeti paylaştıklarının göstergesidir.

Omuzu kalabalık bir faşist general, basına yansıyan ses kayıtlarında, başörtüleri keneye benzetiyor ve hiç acımayın ezin diyordu. Gerçekten de acımadılar. Ellerinden geldiğince ezdiler ama Allah'ın işine bakın ki bu general şimdi Silivri'de muhtemelen kendisine acınılması için tahliye dilekçeleri yazmakla meşgul. Diğer Generaller gibi herhalde hasta olduğunu kendisine acınılıp GATA'ya sevkini istiyor olmalı.

Müslümanlar olarak Allah'a hamd olsun ezme sindirme politikalarına karşı dün olduğu gibi bugün de direniyoruz. Bugün sadece Ankara'da değil İstanbul'dan Van'a, Çorum'dan Antalya'ya kadar her yerde Müslümanlar, zorbalığı protesto ediyor. Biz haklı olduğumuzu biliyor ve inanıyoruz. Direnmeye devam edeceğiz ve inşallah da kazanan da biz olacağız."

Daha sonra söz alan İLKAV(İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı) Başkanı Mehmet Pamak ise konuşmasında şunları ifade etti.

"Osmanlı yönetiminden sonra Cumhuriyet adı altında bürokratik saltanat ve diktatörlük devam etmiştir. Bürokratik, oligarşik diktatörlüğün öncülerinin asker ve sivil (özellikle yargı) bürokratları olduğunu bugün artık açıkça görmekteyiz. Kendilerinin yapıp halka dayattıkları darbe anayasalarıyla zaten yeteri kadar vesayet ve egemenlik kurdukları halde, bir de darbeler ve çetelerle zulümde sınır tanımadıklarını göstermiş oldular. Asker ve yargı darbeleriyle sürekli halkı; kendi keyfi arzu ve istekleri, doğrultusunda ve seküler ideolojiler istikametinde hizaya sokmaya çalıştılar. Onlar hep devletin, ülkenin ve hatta halkın sahibi-efendisi oldukları zannıyla hareket ettiler. Halkı ise köle, askere giden, vergi veren ve itaat eden konumunda tutmaya hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakmaya çalıştılar. Emperyalistlerin işbirlikçisi taşeronu konumundan hiç çıkmayan bu darbeci çeteci kadrolar; bir de ulusalcı olduklarını iddia ettiler. Yeri geldi emperyalist devletlerin desteğiyle darbeler yaparak halkın vergileryle finanse edilen tankları halkın üzerine sürdüler. Hukuka da, insani erdemlere de, ahlaka da aykırı bir tutumla halkın silahını halka çevirdiler. Halkın dış güvenliğini sağlamak için maaş alan kadrolar utanmadan halka darbe yaptılar ve muhtıralar verdiler. Halkın İslami kimlik ve değerlerini, tehdit ve düşman ilan ettiler. Farklı halk kesimlerini birbirine kırdırarak, kaos oluşturup hegemonyalarını sürdürmek için kanlı provokasyonlar gerçekleştirdiler. Kendi askerlerini öldürmeyi, kendi halkına tuzak kurmayı, müzede çocukları toplayıp kitlesel çocuk katliamı yapmayı, camileri bombalamayı bile kaos çıkararak darbeye zemin hazırlamak için planlayabildiler. Bu ölçüde vahşileşebilen tam bir cinnet hali yaşayan bürokratlar ne hikmet ki fazlasıyla TSK' dan çıkabilmektedir. TSK neden ve nasıl bunca cani üretebiliyor ve bunları önleyebilecek tedbirleri almıyor.!

TBMM ve Hükümet eğer gerçekten halkı bu bürokratik diktatörlüğün zulmünden kurtarmak istiyorsa; daha fazla geciktirmeden bir an önce başta TSK ve Yargı olmak üzere tüm devleti, insan hakları ve Hukuk ekseninde yeniden ve köklü bir değişimle yapılandırmak zorundadır. TSK ve Yargı içindeki bütün darbeci ve darbe yandaşları tasviye edilmeli, üst kademelerde doğacak büyük boşluk alt kademelerdeki hukuka bağlı kadrolarla bir kereliğine terfi atlatılarak doldurulmalıdır. Ordu kışlasına ve dış güvenliğe döndürülmeli, yargı da resmi ideolojiden arındırılarak hukuka dönderilmelidir. Bütün bu reformların yapılabilmesi için de halkımız daha fazla meydanları doldurmalı, maaşını ödediği bürokratlardan hesap sormalı, bu ülkenin sahibinin halklar olduğunu bürokratların ise halka hizmetkâr olduğunu hatırlatmalıdır. Ve halkın nasıl düşünüp neye inanacağı ve nasıl giyineceğine bürokratların karar veremeyeceğini onlara öğretmelidir.

Bizler bu ülkenin müslüman halklarıyız. Kendi ülkemizde insanca, müslümanca, özgürce yaşama hakkımızı Allah'ın izniyle mutlaka alacığız. İslami kimliğimizle varız ve herşeye rağmen var olmaya devam edeceğiz. Herkes kendisini buna alıştırsın. Bizler hiç kimseye zulm etmedik ve zulmetmeyeceğiz. Bu ülkedeki bütün kesimlerin adaletle muamele görmesini ve özgürce yaşamasını savunmaktayız ve savunmaya devam edeceğiz. Kendimize yapılan zulümlere ise asla rıza göstermeyeceğiz. Meydanları doldurarak itiraz etmeye, hesap sormaya, hak ve özgürlüklerimizi alana kadar Tevhid, Adalet ve Özgürlük Mücadelesini ısrarla sürdürmeye devam edeceğiz."

Katılımın yoğun olduğu Basın Açıklaması Tevhid ve Tekbir nidalarıyla sona erdi.

(haksozhaber)










yorumlayorum ekle

 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player



Yorumlar


  henüz yorum yok








Anket

Sizce İslami kesim Kürt meselesine duyarlı mı?

  • Hiç duyarlı değil
  • Yeteri kadar değil
  • Çok duyarlı
  • Duyarlı olması gerekmiyor
  • En duyarlı kesim



   [ sonuçlar için tıklayın ]

DUYDUN MU?










***

***


akyolhaber